Obezite Olan Tek Canlı

    Obezite Olan Tek Canlı

   Kar, aynı toprağın altında her insanın eşit olması gibi bütün pahalı ve ucuz arabaları ayırt edilemeyecek kadar kapatmıştı. Otobüs hava şartlarından olsa gerek; sadece üniversite hastanesinin hastaları ve arabalarına kıyamadığı için otobüse binmek zorunda olan doktorlarla doluydu.

 

    Hastaneye beş durak civarı bir mesafe vardı. Otobüse 130 kilo civarı bir obezite hastası ve yine anneleri gibi obez iki çocuğu bindi. Otobüste “Çok param olsa da istediğim her şeyi alsam her istediğimi her an yiyebilsem.” diye sürekli hayıflanan temizlik işçisi, obezite hastası hanımefendiyi görünce hâline şükreder bir tavır takınarak “Ben zengin olsam kesin obez olurum Allah’tan sadece ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar param var zaten iş, isteklerime kalsa kazandığım paranın on katını kazansam yine fakir hissederdim.” diye düşündü.

 

   Otobüsteki genetik mühendisi sadece kendi çıkarları için yaşayan, az bilip çok inanan bir insan olduğu için etrafındaki insanlara da o gözle bakan, sürekli “Kimseden kimseye fayda gelmez.” diyerek günahına insanları da ortak eden sadece kimliğinde dini İslam yazan bir adamdı. Sadece kendini tanımayanlar ona sırf giyinişinden dolayı saygı gösterirdi. Otobüse binen obez hanımefendiyi görünce yani başta buğday olmak üzere GDO’lu tarım ürünlerinin sonuçlarından biri olan bu hastalıklar zincirinin ilk halkasını görünce biraz garip hissetti.  “Ama biz de bu işlerden para kazanıyoruz hem bu kadar insan nasıl doyacak zaten doktorlar da biz olmasak işsiz kalır.” diye düşünerek hafif bir sırıtmayla hastaneye 3 durak kala indi.

 

 Otobüsteki obezite cerrahisinde son derece iyi bir doktor vardı. O, hanımefendiyi tanıyordu; Bir hafta sonra ameliyat edeceği kadının ta kendisiydi. Hanımefendinin çocuklarını görünce her ne kadar yaptığı iş kendine terzilik gibi gelse de hanımefendinin midesinin ve bağırsaklarının bir kısmını alacağını düşünerek yaptığı işin canilik olduğunu hissetti. Çünkü ilk iki yıl çok hızlı zayıflama olsa da sonradan yine kilo alan bir sürü hastası vardı. Ama o da bu işten para kazanıyordu, neden bu kadar çok insanın hastalandığını düşünmek aklına bile gelmiyordu. O da yaptığı işin bilimselliğiyle gurur duyar bir tavırla gözlerini dışarı çevirdi.

 

 Hastanede tıp öğrencilerinden temizlikçilere kadar tevazusuyla göklere yükseltilen, son derece güzel yüzlü hep aynı ve sıradan kıyafetleri giyen, hastane dışındaki kedi, köpeklerden hastane içindeki aciz insanlara kadar herkese faydalı olmaya çalışan, yardımı sadece Allah’tan isteyen ve sadece Allah’a kulluk eden, bu kadar zengin doktorlar arasında ölse dünyada kendine ait bir ev bile bırakamayacak kadar parasını insanlığa harcayan (kendine göre kazanan), kime sert, kime güler yüzlü davranacağını iyi bilen iç hastalıkları doktoru telefonundan Kur’an okuyordu.

 

   Okuması bitince kafasını kaldırdı ve obezite hastasını gördü. Daha sonra çocukları görünce gözleri hafif doldu. Az önce inen genetik mühendisi aklına geldi anın duygusallığından olsa gerek bütün her şey onun gibi çıkarları uğruna kardeşlerini satabilecek insanlardan dolayı olduğunu düşündü. Birileri “Dünyada açlığı azaltacağım.” diyerek Afrika ülkeleriyle aradaki kilo farkını açmıştı. Keşke tek sorun kilo ve beraberinde getirdiği hastalıklar olsa bu insanlar kötü beslenmekten hem daha az düşünür olmuşlar hem de sadece kendini düşünen garip yaratıklar olmuşlardı. Doktorlar neredeyse hiçbir hastalığa tam şifa veremiyor üstüne üstlük mevcut durumdan da rahatsız olmuyorlardı. İlaç şirketleri sürekli harika çözümler bulduklarını iddia ettikleri ilaçlarla piyasaya çıkıyor yıllar sonra yan etkilerinden geri kaldırılıyorlardı. Ama durumdan rahatsız olmayan doktorlar yaptıkları işin bilimselliğiyle gurur duyup aldıkları paralarla ilgileniyorlardı.

 

  Otobüs hastaneye gelmişti. Randevu kuyruğu yine kapıya kadar uzamıştı. Orada bile insanlar birbirlerine katlanamaz olmuşlar nerede kısa yoldan randevu bulurum diyerek birbirlerine düşmüşlerdi.

 

  İç hastalıkları doktoru içinden “Kur’an okumuyoruz, Kur’an okumuyoruz.” diye tekrarlayarak çözümü bilip de insanlara anlatamamanın hüznüyle kıpkırmızı kesilerek odasına yürüdü…

 

  Yazar; Rafet TEPE

Hiç yorum yok :(

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.