Önce Selam Sonra Kelam

Selâm olsun…

Sizleri geç tanıdığım, daha doğrusu tam anlamıyla tanıyamadığım ama tanımak için gayrette bulunduğum bir gül gönüllünün o misk kokan selâmı ile selâmlamak isterim…

Diyor ki Fethi Ağabey:

“Efendim,

Evveli, âhiri, zâhiri, bâtını selamlarım. El-Evvelü Allah, El-Âhirü Allah, Ez-Zâhirü Allah, El-Bâtınü Allah. Sâhib’i selâmlarım. Sâhib-i Hakîki’yi selâmlarım. Sağımı, solumu, önümü, ardımı selâmlarım. “Levlâke Sırrının Mazharı”nı selâmlarım. Vâlidesini, Hadîce Vâlidemi, Fâtıma Vâlidemi selâmlarım. Cihâr-ı Yâr-ı Güzîn’i selâmlarım. Erkân-ı Erbaa’yı: Selmân’ı, Mikdâd’ı, Ammâr’ı, Ebu-Zerr’i selâmlarım. İmâmeyn’i Muhteremeyn’i selâmlarım. Tâife-i ecinnîyi selâmlarım, mü’minlerini ve müslimlerini. Ve sizi selâmlarım…”

diyor ve ekliyor güzel adam Peygamber kelâmını (a.s.m.):

“Önce selâm sonra kelâm…” 🌹

Selâm deyip geçmemek lazım…

Bu güzel selâmlamadan sonra kelâm nasıl konuşur da anlatır derdini inanın bilmiyorum…

Hoş ne anlatacağımı da bilmiyorum ya…

Ve ne anladığımı zaten hiç bilemiyorum…

Her ne ise efendim…

Unutmaktan hâyâ ederek, yazının sonuna gelmeden Fethi ağabey için birer Fatiha rica ediyorum sizlerden…

Ona selâm olsun, rahmet dolsun…🌹

Evet evvela selâm ardından kelâm…

Âh ki kelâmı dahi unutturur selâm…

Öyle bir selâm düşünün ki; selâmın Yaratıcısından, kelâmın Sahibinden, devanın Şafii’nden…

Öyle bir selâm ki kelâm olmuş…

Kelâmullah olmuş…

Diyor ki kitabında;

“Çok merhametli olan Rabbin katından onlara söylenen söz; ‘selâm’dır…”

(Yasin Sûresi,36/58.)

Bazı yerlerde ‘selâm’dan hareketle onlara orada esenlik vardır diye de geçer.

Ama ben kelimenin köküne şimdi inmiyor, selâm kelimesinin kökünü araştırmayı size bırakıyor ve bir büyüğün görüşünü sizlere aktarmak istiyorum.

Elmalılı Hamdi Yazır bu selâmın doğrudan Allah tarafından söyleneceğini ifade ederken şöyle der:

“Cennetliklere selâm vardır. Rahîm olan, yani sonunda mü’minleri rahmetiyle murada erdiren ve ortağı, benzeri olmayan bir Rab’den doğrudan doğruya söylenen bir selâm…”

(Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

İdrak edilicek bir şey varsa idrak etmenin mümkün derecesinde dahi olmadığını idrak etmek olurdu bu herhalde.

Bir selâm düşünün ki;

âlemleri âlemlerce hâlkeden, insanı Ahsen-i takvim üzere var eden,

her varlığın tek ve şeriksiz Sanii,

sen sana ben diyemezken seni sen eyleyen, varlık sahasının tek Mâlîki,

yoklukların ‘Kûn’ emrine boyun eğip hayat tabakasına çıktığı ve

“Lâ ilâhe illallah”  sırrının sahibi bir Zât’tan sana olan selâmdan bahsediyoruz…

Ve sen;

istidatça bir serçe kuşuna dahi yetişemeyen, ömrünün ilk 10-15 yılında kararlarını dahi kendisi veremeyen, 15 yıldan sonra kendi kararlarını verebileceği sanrısıyla kafasının dikine giden ama sürekli hatalar yapan, her hatasında biraz daha batan, battıkça çıkmak için çabalamayı bırakan, gayreti elinden bıraktığında bırakmadıkları dahi onu bırakan, ömrünün son demlerinde keşkelerce keşkeler fısıldayan amma fısıltılarını dahi duyan bir Zât olduğunu ve Onu unuttuğunu henüz hatırlayan… Ve 20’sinde ölüp 80’inde gömülmek için gün sayan bir sen ve ben yani “BİZ!”

Gerçekten böyle mi olmalıydı?

Seni selâmların en güzeline namzet yaratan, sana kendini bildiren hatta O’nu bilmen için ipuçları yollayan,

Rasûl’ünün gönlüne “Nefsini bilen Rabbini bilir.” diye ilham eden bir Zâta karşı bilmemenin böylesi biraz fazla değil mi¿

Bu kadar fazlalık nasıl azalır peki?

Nasıl azalırız?

Bu üst düzeyinde fevkinde, selâmların en güzeli ile, en güzel tarafından, en güzel tarafta -ki en güzel yer O’nun yanıdır- O’nun ile O’ndan selâm nasıl bir mertebe…

Neden bu kadar fazlayız?

Biraz azalsak ya…

Biraz ‘hiç’ olsak ya…

Zâhirde ‘hep’ iken hep,

bâtında gerçek hiç değişmeyecek…

Bir pazarlık yapmalıyız başı da sonu da Ona çıkan…

Bizim aradan çıktığımız bir alışveriş…

Hayır, sadece ‘veriş’…

Biraz eksilmeliyiz…

‘Biraz’ az bir miktar, biz gitmeliyiz…

“Varlığını sat hiçe varlık hiçlikte…”

Öyle demiş bir güzel…

Bence kârlı bir ticaret…

Ve denemeye değer…

Denerken denendiğimizin farkında olduğumuz bir denenmişlik dilerken, kelâm son veriyor kendine…

Ve kelâmdan evvel selâm denildiği gibi, kelâmın âhirine de en çok selâm yakışıyor galiba…

Ayrıştırılamaz bir bütünlük, ahenk dolu bir bölünmezlik senfonisi…

O hâlde selâm olsun size, siz selâm olun…

Vesselâm… 🌿

Ayşe Nur Tosun

Hiç yorum yok :(

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.